ALDATILAN EŞ, DİĞER EŞİN BİRLİKTE OLDUĞU ÜÇÜNCÜ KİŞİDEN TAZMİNAT TALEP EDEBİLİR Mİ?

Eşler arasında sadakat yükümlülüğü, evlilik birliğinin kurulmasıyla birlikte TMK m. 185  gereği kendiliğinden doğar. İlgili maddenin bu konudaki hükmü,
“Eşler birlikte yaşamak, birbirine sadık kalmak ve yardımcı olmak zorundadırlar.” şeklindedir.

Evlilik birliğinin kurulmasıyla kendiliğinden doğan sadakat yükümlülüğü, evlilik birliğinin herhangi bir sebeple sona ermesine VE BUNA İLİŞKİN MAHKEME KARARI KESİNLEŞENE kadar devam eder. Eşlerden birinin sadakat yükümlülüğünün cinsel boyutunu ihlal etmesi ve bu ilişkinin sadakat yükümlülüğünü ihlal eden eşin kusuruyla ve karşı cinsle gerçekleşmesi halinde diğer eş  TMK m. 161’e dayanarak boşanma davası açabilir.  Bu ilişkinin öğretide tartışmalara sebebiyet veren kısmı ise, zina sebebiyle boşanma davası açan eşin, zina eden eşle birlikte olan üçüncü kişiden manevi tazminat talep edebilme olanağı olup olmadığıdır.

Bu konuda bir sonuca varabilmek için öncelikle eşler arasındaki sadakat yükümlülüğünün herkese karşı ileri sürülebilen ve herkesi bu hakkı ihlal etmeme yükümlülüğü altına sokan bir mutlak hak mı, yoksa sadece belirli kişi veya kişilerin ihlal etmemekle yükümlü olduğu ve belirli kişi veya kişilere karşı ileri sürülebilen bir hak mı olduğunun tespiti gerekir.

“Evlenme”, öğretide de ağırlıklı olarak kabul edildiği üzere, evlilik birliğini kurmaya yönelik bir aile hukuku sözleşmesidir. Bir sözleşme olması sebebiyle, bu sözleşmenin tarafları olan kişiler için hak ve yükümlülükler doğurur. Başka bir anlatımla, eşler evlenme işleminden doğan bir yükümlülük olan sadakat yükümlülüğünün ihlal edilmemesini ancak birbirinden talep edebilirler. Kişinin evlenme işleminden doğan ve eşiyle arasında olan sadakat yükümlülüğünün ihlal edilmemesini herkesten talep etmesi mümkün değildir.

Kanunlarımızda evli bir kişiyle beraber olmayı yasaklayan bir hüküm bulunmamaktadır. Ancak TBK m.49/2’de, “Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren de, bu zararı gidermekle yükümlüdür”. denmektedir. Üçüncü kişiyi bu madde kapsamında sorumlu tutabilmemiz için, kanunun lafzından anladığımız üzere ahlaka aykırılık ve kasten zarar verme unsurlarının birlikte gerçekleşmesi gerekir. Bu durum da farklı yorumlara ve beraberinde belirsizliklere sebebiyet vermektedir. Bu nedenle bu konuyu Yargıtay içtihatları ile birlikte irdelemek daha doğru olacaktır.

Yargıtay’ın Konu Hakkındaki Görüşleri ve Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı

Yargıtay’ın konu ile ilgili görüşleri tarih içinde birçok kez değişmiş ve bu durum farklı tarihli kararlarında farklı görüşler beyan etmesine sebep olmuştur. Bu durum Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulu’nun ilgili konuyla alakalı karar almasını gerekmiştir.  Önemle belirtmek gerekir ki, biz bu çalışmada güncel değişiklikleri aktarmak adına belirli bir tarihten itibaren verilmiş Yargıtay kararlarını inceleyeceğiz. Oysa Yargıtay’ın önceki dönemlerde de konuyla alakalı almış olduğu ve farklı görüşler içeren kararları mevcuttur.

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 07.06.2016 tarihli kararında;  [1]

“.. Sadakat yükümlülüğü sadece eşe ait olduğundan ve yansıma yoluyla da tazminat istenemeyeceğinden birleşen dosya davacısının isteminin tümden reddedilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir. Söz konusu Kanun’da yükümlülüğünü ihlal eden eşin eylemini birlikte gerçekleştirdiği kişiler yönünden herhangi bir düzenleme getirilmemiştir. 6098 sayılı TBK’nın müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümlerinin de uygulanma imkanı bulunmamaktadır. Zira, söz konusu Kanun’un 61. maddesinde haksız fiil nedeniyle müteselsilen sorumluluğuna gidilebilecekler gösterilmiştir. Yukarıda açıklanan yasal duruma göre, davalı-karşı davacı … zararın meydana gelmesinden asli olarak sorumlu tutulamaz. Yine yasa hükmünün aradığı anlamda iştirak hali de söz konusu olamaz. Zira iştiraken işlenebilir bir eylemin varlığının kabul edilebilmesi için, eylemin müstakilen ve asli olarak da işlenebilir olması gerekir. Ayrıca haksız fiil sorumluluğunu, geniş ve belirsiz bir kavram olan sadakat yükümlülüğünü ihlal etmeye iştirak çerçevesinde değerlendirmek, bu sorumluluğu belirsiz hale getirecektir.  ..” ifadeleri yer almaktadır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ise 29.03.2017 tarihli kararında farklı bir hüküm getirmiştir; [2]

Türk Medeni Kanununun 185. maddesinde yer alan “evlenmeyle eşler arasındaki evlilik birliği kurulmuş olur… Eşler birlikte yaşamak, birbirine sadık kalmak ve yardımcı olmak zorundadırlar.” biçimindeki düzenleme gereğince, evli bir kimsenin evlilik dışı birlikteliği, diğer eşin sosyal kişilik değerlerine saldırı niteliğindedir. Bu eyleme evliliği bilerek katılan kişi de diğer eşin uğradığı zarardan sorumludur. Ayrıca eşlerin bu yüzden boşanmış olup olmaları da önem taşımaz.

Tüm bunlara karşılık, Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 06.07.2018 tarihli [3] kararına göre;

“..Evlilik birliği devam ederken eşlerden biri ile evli olduğunu bilerek birlikte olan üçüncü kişiye karşı diğer eşin manevi tazminat isteminde bulunamayacaktır. Üçüncü kişinin fiilinin haksız fiil olarak nitelendirilebilmesine olanak bulunmadığından sadece aldatma fiiline iştirak etmesi nedeniyle, aldatan eşle birlikte TBK’nun 61. maddesi çerçevesinde müteselsilen sorumlu tutulabilmesi mümkün değildir. Evlilik birliği devam ederken eşlerden biri ile evli olduğunu bilerek birlikte olan üçüncü kişinin, aldatılan eşe karşı manevi tazminat sorumluluğu ile ilgili olarak kanunlarımızda özel bir tazminat hükmü yer almamasına rağmen, haksız fiile ilişkin genel koşulları da taşımayan eyleminden dolayı üçüncü kişi aleyhine yargı kararıyla tazminat sorumluluğu ihdas edilmesi, evlilik birliğinin ve aile bütünlüğünün korunması gibi saiklerle dahi kabul görmemelidir.”

Sonuç:

2797 sayılı Yargıtay Kanunu’nun 45. maddesinin 5. fıkrası gereğince bağlayıcı olan, Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun kararı aldatılan eşin üçüncü kişiden manevi tazminat isteyemeyeceğine hükmetmiştir.

 

[1] Yargıtay 4. Hukuk Dairesi  2016/196 E.  ,  2016/7483 K. , T. 07.06.2016

[2] Yargıtay Hukuk Genel Kurulu  2017/1482 E.  ,  2017/556 K., T. 29.03.2017

[3] Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulu 2017/5 E. , 2018/7. , T. 06.07.2018

 

Zeynep Pilan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir