“Ticarette -Marka- Olmak ya da Olamamak” İşte Bütün Mesele Bu

Türkiye’nin Avrupa Birliği bütünleşme sürecinin daha somut bir hal aldığı günümüzde, her geçen gün hedefe biraz daha yaklaşılmakta olup bu süreç ve her geçen gün hızla değişen ekonomik koşullar markalaşmanın önemini biraz daha arttırmaktadır. Markanın bir kalite standartının simgesi haline gelmesi; tüketici eğilimlerini doğrudan etkilemekte, üretilen mal ve verilen hizmete ilişkin talep konusunda belirleyici bir rol oynamaktadır.

Bu sebeple artık büyük-orta- tüm ölçekte mal üreten ya da hizmet veren firmaların rekabetçi koşulların her geçen gün keskinleştiği iktisadi hayatta var olmalarının “marka olma” ve “marka olmanın getirdiği koşulları işletme politikalarına esas alma gerekliliklerine” bağlı olduğu gerçeği varlığını hissettirmektedir.

Bu çerçevede gümrük birliğine giriş aşamasında yenilenen ulusal mevzuat, takip eden süreçte Türkiye’nin imzalayarak taraf olduğu konuyu doğrudan düzenleyen uluslararası anlaşmalar ve yeni mevzuatın uygulanması ile ilgili ilkeleri belirleyen Yargıtay uygulamaları ile zenginleşen hukuki ve yargısal süreç, markalaşma yönünden küçük ve orta ölçekli sanayicinin duyarsız kalmaması gereken bir vakıadır.

556 Sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 5 .maddesi markayı; “Bir teşebbüsün mal veya hizmetlerini bir başka teşebbüsün mal veya hizmetlerinden ayırt etmeyi sağlaması koşuluyla, kişi adları dahil, özellikle sözcükler, şekiller, harfler, sayılar malların biçimi veya ambalajları gibi çizimle görüntülenebilen veya benzer biçimde ifade edilebilen, baskı yoluyla yayınlanabilen ve çoğaltılabilen her türlü işaretleri içerir.” ibaresi ile tanımlamıştır.

Bu tanımdan yola çıkarak markanın en önemli amacının bir teşebbüsün mal ve hizmetlerini bir başka teşebbüsünkilerden ayırmak olduğunu söyleyebiliriz. Bu misyonu yerine getirmek üzere belirlenmiş kişi adları, şekiller, sözcükler, harfler, sayılar, malları biçim ve ambalajları gibi baskı yoluyla çoğaltılabilen ifade biçimlerinin tümü marka olarak tescil edilebilmektedir.

Bir marka oluşturmanın ne denli emek, zaman ve parasal maliyeti ifade ettiği herkes tarafından bilinen bir gerçektir. Bu denli emek, para ve zaman harcandıktan sonra bir işletme için en az sermayesi kadar itici gücü haline gelen bu unsurunun korunması, işletme için hayati bir önem taşımaktadır. Bu sebeple markayı, bir işletmenin sahip olduğu mal varlığının bir parçası olarak kabul edip, işletmenin sahip olduğu tüm somut malvarlığına sağlanan koruma ve özenin markaya da gösterilmesi gerekmektedir.

Somut bir varlığı olmamasına rağmen; hukukun bir işletmenin mameleki arasında yer verdiği markanın, bu çerçevede özel yasa ile hukukun genel düzenleyici kurallarından ayrı olarak korunması, ekonomik hayatta oynadığı önemli rolün hukuk tarafından da ne denli ciddiye alındığının göstergesidir.

Önemle belirtmek gerekmektedir ki; markaların kendileri için hukukun öngördüğü bu özel yasal düzenlemelerden istifade etmeleri tescil edilmiş olmalarına bağlı olup tescil edilmemiş markaların, bu özel yasal düzenlemenin getirdiği hukuki korumadan istifade etmeleri mümkün değildir. Ancak bu durum tescilsiz markalar için hukukumuzda hiçbir koruma olmadığı şeklinde anlaşılmamalıdır. Zira tescilsiz markaların Türk Ticaret Yasasının haksız rekabeti düzenleyen hükümlerden istifade ederek korunması mümkündür. Ancak bu konudaki yargısal süreçlerin hiç kuşkusuz daha uzun vemeşakkatli olduğunu belirtmek gerekir. Ayrıca;bir markanın tescilsiz olarak ticaret alanında kullanılması halinde kısmi olarak hukuken korunuyor denebilirse de bu markanın üçüncü kişiler tarafından bilerek ya da bilmeyerek tescilli marka haline getirilmesi halinde sahip olunan şekli hakların, markanın gerçek hak sahibine karşı haksız kazanç elde etme maksadıyla kullanılmasının mümkün olabileceği, bu durumda verilecek yargısal mücadelenin işletmeye zaman ve itibar kaybettireceği gibi hayli masraflı olacağı da unutulmaması gereken başka bir husustur.

Ülkemizde markaların tescil ve sicil işlemleri Türk Patent Enstitüsü tarafından yapılmaktadır. Türk Patent Enstitüsü; kendisine yapılan marka müracaatlarını öncelikle sicilinde kayıtlı markalarla ya da işlem gören öncelik elde etmiş marka müracaatlarıyla benzerlik acısından re’sen incelemektedir. 556 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname‘nin 7. maddesi çerçevesinde bir başka teşebbüs adına tescilli aynı mal veya hizmet grubu için ayırt edilemeyecek kadar benzer bulunan markalar Türk Patent Enstitüsü tarafından re’sen reddedilmektedir.

Bu ilk incelemede benzer bulunmayan markalar ise tescil sürecine alınmakta ve tescil edilmeden önce her ay aynı kurum tarafından düzenli şekilde yayınlanan resmi marka bülteninde ilan edilmektedir. Üç aylık bu ilan süresindeki amaç;, markanın tescil edileceği konusunda üçüncü kişileri bilgilendirmek ve şayet tescilsiz olarak eskiden beri kullanım sebebiyle bu marka üzerinde hak sahibi bulunan var ise veya sicilde kayıtlı olup da Türk Patent Enstitüsü tarafından benzer bulunmamakla birlikte, kendi markasına bir tecavüz ya da iltibas olduğunu düşünenler var ise bunları konuyla ilgili itirazlarını TPE’ne bildirmeye davet amaçlıdır.

Eğer bu süreçte bir itiraz vaki olursa Türk Patent Enstitüsü tarafından itirazla ilgili olarak ileri sürülen hukuki ve maddi vakıalar değerlendirilmekte ve bir karar verilmektedir. Türk Patent Enstitüsü, yapılan itirazı haklı bulur ise, kabul ederek marka tescil talebinin reddine, haksız bulursa itirazı reddederek markanın tesciline karar vermektedir. Her iki yönde de verilen kararlar yargı denetimine tabi olup, bu konuyla ilgili özel kurulmuş Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemelerince ele alınmaktadır.

Marka tescil müracaatları; marka ve patent vekilleri aracılığı ile yapılabildiği gibi bizzat müracaatçının kendisi tarafından e-devlet şifresi ya da mobil imza seçeneği ile TPE online sistemi üzerinden ya da gerçek evrak ile posta aracılığı ile de yapılabilmektedir. Ancak bu ikisi dışında bir kişi ya da kuruluş dışında yapılan müracaatlar, Türk Patent Enstitüsü tarafından kabul edilmemektedir.

Yukarıza arz ve izah olunan tescil sürecinin sonunda, tescil edilmesine karar verilen markalar için Türk Patent Enstitüsü tarafından marka tescil belgesi düzenlenmektedir. Her ne kadar belgeye bağlanma süresi müracaattan çok sonra gerçekleşse de hak sahipliği müracaat tarihi itibarıyla başladığından belge almak için geçen süre bu sebeple bir kayıp olarak değerlendirilmemelidir. Tescil edilmiş bir markanın koruma süresi 10 yıl olup bu süre sonunda marka tescil belgesi yine 10 yıllık periyotlarla yenilenerek koruma süresi uzatılabilmektedir.

Tescil edilmiş markalar; yukarıda belirtildiği gibi bir işletmenin somut maddi mal varlığı gibi devir, haciz, rehin, lisans hakkı tesisi vs. gibi pek çok hukuki işleme tabi tutulabilmektedir. Tüm bu hukuki işlemlerde de tek yetkili sicil amiri Türk Patent Enstitüsü olup her türlü sicil kaydı işlemi bu kurum tarafından tutulan sicile şerh edilmekte ve yayınlanan aylık resmi marka bülteninde ilan edilmektedir.

Büyük-orta-küçük her türlü işletmenin harcadığı sermaye, vakit ve emeğin hukuki anlamda da korunması adına markalaşmaya gitmesi mutlak suretle tavsiye edilmektedir. Aksi takdirde verilen emeklerin başka işletmeler tarafından haksız ve hukuka aykırı bir şekilde kullanılma riski bulunduğundan; ticarette “marka” olmak veya olmamak, işte bütün mesele bu…

Appears in a running https://writemypaper4me.org text, but us without periods in a headline.